« Nunca volvemos al pasado, y por eso todo regreso es un comienzo. »
("Asla geçmişe dönmeyiz, bu yüzden her dönüş bir başlangıçtır.")
Octavio Paz

 

1993’te kurulan Transeuropénnes’in yeni bir serisi 2009 sonbaharında, çalışmanın hiç durmadığı bir düşünme sürecinin ardından yeniden başlıyor. Bu uzun kabuk değişimi safhasının sonucunda online bir dergi çıkıyor. Yadsınamayacak bir zorluğu göze alarak bu yayını dört dilde gerçekleştirmeye karar verdik : artık yalnızca Fransızca ve İngilizce değil, aynı zamanda Arapça ve Türkçe. Bu diller sayesinde karmaşık, birbiriyle bağlantılı, farklı dünyaları bir arada düşünüyoruz. Yeni bir yaklaşımla çatışma dinamiklerini ve buluşma noktalarını inceliyoruz. Derginin tamamı çeviriye tabi tutuluyor. Bu yeni kabuğumuz bir açıdan oldukça radikal.

Yeni yüzüyle Transeuropéennes, ister istemez daha önce de giriştiği benzer projelerin ardından, uluslararası bir derginin gerçekleştirilebilmesi üzerine çalışıyor. İzlemeyi seçtiği yol, kendi geçmişinin ve son yirmi yılın Avrupa ve dünyasının çizdiği yakın tarihin yolu. Bugünün dünyasında eleştirel düşünceden yola çıkarak ilişkiler üzerine düşünmek, ortaklıklar inşa etmek nasıl mümkün olabilir? Bu yönde, çeşitli metin, fikir ve eserleri dolaşıma açmak tek amacımız olamaz. Bu sebeple 2008’de, teori ve eylemi bir araya getiren bir proje olan « Akdeniz’de çeviri »yi başlattık.

Gönlümüzden « müştereklerimiz » adını verdiğimiz kavramın ne olduğunu tanımlamak kolay değil. Kelimenin jeofelsefî anlamıyla (Nancy & Lacoue-Labarthe) ve Transeuropéennes’in geçmişteki eylem ve çalışmalarıyla bağdaşan geçişler, köprüler ve yolculuklar üzerine kurulu bir kavram. Transeuropéennes, Glissant ve Chamoiseau’nun izinde, sorgulamaktan asla vaz geçmediği, gittikçe daha kuralcı ve dışlayıcı bir şekil alan sınır çizgilerinin ötesinde, dillerin, hayal güçlerinin, betimlemelerin, kişisel ve toplumsal tarihlerin oluşturduğu ayrılık ve etkileşimlere dair bir « ilişki politikası » üzerine çalışmayı amaçlıyor.

Her ne kadar internet teknolojisindeki ilerlemeler sayesinde böyle bir derginin gerçekleştirilmesi artık daha kolay gözükse de birkaç sene öncesine göre akıntının ters yönüne giden bir iş yapmak epey zor. 2002 yılında Transeuropéennes, Marakeş’te Faslı ortaklarıyla beraber, « Direniş ve ütopyalar » temalı, İki Yakanın Eleştirel Düşünce Dergileri Bienalleri’nin ilkini düzenledi. Aynı tematiği bugün kurgulamak isteseydik hiç kuşkusuz yalnızca ilk terimi kullanırdık : « direnişler », ertelemeden ve sessizliğe bürünmeden. Ayrıştırmacı zihniyet bugün, 2002/2003 döneminde endişeyle beklediğimizden de vahim derecede güçlü bir konumda. Bağları koparmak ve sahipsiz bırakmak üzerine kurulu bir zihniyetin gittikçe ileriye götürüldüğü bir düzen içinde nasıl hareket edebiliriz? Neleri çevirmek, neleri inşa etmek, kiminle ? Hangi yankılardan yola çıkarak ?

Transeuropéennes’in yeniden ortaya çıkması bir tesadüf değil. Arkadaşlarımızın, yakınlarımızın cesaretlendirmesi ve ortaklarımızın desteğinin payı büyük. 2004’te ilk serisinin durmasından bu yana ortaya çıkan boşluğun doldurulamamış olması da yeniden harkete geçmesinin önemli bir sebebi. Onu uluslararası bir eleştirel düşünce dergisi olarak yaşatabilmek amacıyla ve projeye sadık kalarak yazı işleri yeni üyelere ve farklı ufuklara açıldı.

Çünkü tekrar hatırlatırız ki bu yeni bir proje. Kâğıda basılı formattan vazgeçilmesi önemli bir karar. Bütün metinlere serbest ulaşım sağlanması yeni bir finansal işleyişi gerektiriyor : bağış sistemi. Çalışma alanlarımızın (“temalar”) bir kısmı da yenilenecek ve uzun vadeye yayılacak. Böylece, her sayının belli bir sayfa sayısıyla sınırlı olması zorunluluğundan kurtulmuş olarak, dergi, eleştirel çizgisini dışarıya açık ve katmanlar halinde sunacak.

Farklı ufuklardan yazarların da katılımıyla bu yeni süreç hali hazırda oluşum halinde. Fakat, yeniden başlarken Transeuropéennes, 2002 yılında çıkan “Kültürler arası çeviri” başlıklı 22. sayısında ortaya attığı ve sürdürdüğü tercüme üzerine sürekli hareket halindeki düşünce sistemini takip etmeye karar verdi. Metinler iki yönlü bir amaç doğrultusunda yazılıyor. Bir taraftan çeviriyi bir tersine çevirme, geçiş olarak, egemen betimlemeleri, kuralcı üretimleri ve bölünmeci zihniyeti sorgulayan bir araç olarak algılamak. Diğer yandan da çeviri sayesinde, çeşitli diller arasındaki farklılıkları gözönünde bulundurarak, bıkmadan usanmadan çevirilemezleri sorgulamak ve dillerin oluşumları üzerine düşünmek. Felsefe ve politikanın buluşma noktasında çeviri, evrenselliğin koşulu olarak karşımıza çıkıyor.

Transeuropéennes’e yabancı olmayanların da bileceği gibi, bir diğer çıkış noktamız da sürekli olarak üzerinde çalıştığımız “sınırlar”: kısıtlama ve geçiş, geliş ve gidiş, duvar örme ve gedik açma, sığınma ve tutuklama kavramları. Bu kavramlara dikkat çeken ve sürekli olarak gözeten fotoğraflar sunuyoruz.

Bütün bu zorluklar göz önünde bulundurularak transeuropeennes.eu sitesi, aylar süren bir çalışma ve tasarımcıların büyük sabrı ve yaratıcılığı sayesinde kuruldu. Henüz oluşumunu tamamlamış değil fakat şimdiden paylaşıma açmak istedik.

Fransızca’dan çeviren Alican Tayla